Hani bir halifemiz vardı, Allah Resûlünü öldürmeye giderken O'nda dirilen, küfür üzere iken nasıl güçlü ise imanla şereflenince imanda bir o kadar güçlenen, Peygamberin solunun adamı olan, öyle sebatkar. O Müslüman olunca Mekke sokakları tekbir sesleri ile inlemişti. Kalplerden korku silinmişti. Mekke sokaklarında göğsünü gere gere yürüyüp, her müşriğin kapısını çalıp imanla, aşkla ve dosta güven düşmana korku salan bir duruşla "Ben Muhammed'in (sav) dinine girdim. Bir olan Allah'a ve O'nun Peygamberine iman ettim! " demişti. O gün sevinçten kalplerinde kelebekler uçuşmuştu müminlerin. Allah Resûlünün duası kabul edilmişti. Kimsenin korkudan karşısına çıkamadığı o heybetli Ömer, Allah Resûlünün karşısında diz çökmüştü. O gün korkusuzca Kabede namaz kılınmıştı. Bizim Hz. Ömer'den öğrenmemiz gereken nedir? Allah'ın hükümleri yok sayıldığında, O'nun lanetlediği bir güruh ortaya çıktığında Ömer gibi olmamız gerekmiyor muydu? Biz ne ara İslam’ı şirin göstermek için İslam’dan vazgeçtik. Nesli ifsad eden bir topluma 'Benim Rabbim bu işi lanetledi. Benim hoşgörüm dinimin izin verdiği yere kadardır.' diyemedik. Çocuklarımız katledilirken 'Bir yetimin başını okşayan saçları adedince sevap kazanır.' müjdesini unutup onlara sahip çıkmadık. Dahası bir kaç yaş gençleşsinler diye bizim çocuklarımızı katletmelerine sessiz kaldık. Bir kaç sosyal medya paylaşımıyla içimizi rahatlattık. Biz Hz. Ömer'i ne çabuk unuttuk.
DAREYN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder