Kâinatın Dilinden
Bismillahirrahmanirrahim
Yeri, göğü yaratan, binbir alemi direksiz ayakta tutan, “kün" emriyle bütün imkânsızları mümkün kılan, Allah’a(c.c) binler hamd ve sena ile!
Alemlerin Rabbi Olan Allah(c.c) bütün kâinatı, bütün alemleri kendine has bir kanunla yaratmıştır. Bu kanunda her şey o kadar nizam ve intizam içinde yaratılmıştır ki bütün mahlukatın üzerinde bunu tasavvur edebilmek mümkündür. Lisanı haliyle insanoğlunun gözüne, kulağına, kalbine muazzam bir sergi gibi kendini açmıştır, âlemler, toprağın kokusu, rüzgarın fısıltısı, çiçekten bal yapan arının bir semazen misali zikri; direksiz muazzam bir şekilde ayakta duran gökyüzü bir yaratıcının esma ve sıfatlarını üzerinde taşıdığı için bu kadar derin anlamlar barındırmış ve kalbine işlemiştir insanın. Gündüzün güneşiyle hayat bulan insan, gecenin hüznünde demlenmiş, huzur bulmuştur. Asırlar boyunca en çok doğayla iç içeyken, toprakla bir bütünken anlam aramış ve anlamlanmıştır insan.
İnsana bu kabiliyeti bahşeden Cenab-ı Allah, kâinatı binbir nimetiyle ve lisanı haliyle insanoğlunun emrine musahhar kılmıştır. Gölgesinde dinlendiği ağacın, üst üste koyup bir yuva haline getirdiği, çeşitli mânâlar yüklediği taşların, ot yediği halde süt veren ineğin ve daha nicelerinin üzerinde yaratıcının latif ve narin nakışlarını görebilmektir esas olan. Günümüz modern cahiliyenin yaptığı gibi anlamların arasında kaybolmak değil, anlamların ötesine geçebilmek ve arayışın içinde kendini, benliğini bulabilmektir. Anlamların ötesine geçtiği için güneşin batışından, yıldızların kaybolmasından Alemlerin Rabbini bulabilmiştir Hz.Ibrahim(a.s). Aslolan da budur zaten, bu karmaşıklığın içinde İbrahimvâri bir yürüyüş sergileyebilmektir. Bu yürüyüşün özünü Kur ‘an ile başlatan Cenab-ı Allah birçok ayeti kerime ile insanın iradesine mihenk taşı vurmuş, gaflete açık bütün kapıları kapatmıştır. “Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz, hiç bakmaz mısınız?” diyerek tâbiatın bir meşher alanı olduğunu ve herbir varlığın binbir anlam barındırdığını âdeta insanın gözüne sokmuştur.
Bütün bunların örenkliğinde, beş olmayan mevsimin, görevini tam bir mükemelliyetle yerine getiren, âdeta bir aşçı gibi nimetleri pişiren güneşin, binbir bereketiyle “ana" olma vasfını kazanan toprağın bir Yaratıcının eliyle ortaya çıktığı aşikârdır. Elbette âlemler üzerinde yaratılan tek irade sahibi insan olduğuna göre, mâhlukatın tamamı “hikmet,ilim, irade ve kudretten” yoksun olduğuna göre, “ilim, irade, kudret ve hikmet" sahibi olan ve sonsuz bir gücü elinde bulunduran bir yaratıcının yani Cenab-ı Allah’ın emrine musahhardırlar. İrade sahibi olan bir kâinat, bu muazzam ölçü ve düzenin içinde bütün fitneyi çıkaran ve düzeni bozan insana hizmet verebilir miydi? Bu hiç mümkün mü?..
Evet ey gâfil insan! Yaşadığın bugünün şartlarında modern cahiliyeye, kendini kaptırıp âlemleri aleyhine düşman edecek suçlar biriktirmek yerine; âlemlere “Kur'anın gözüyle” bak ve anlamların ötesine geç. Karıncanın rızkını veren ancak Rezzak olan Allah'tır, bak ve ya “Rezzak" de. Seher vakti huzurun gölgesinden zikreden kuşun “Elhamdülillah” demesinin, yüreğinde derin bir hamd duygusu uyandırmasına müsaade et. Yağdırılan yağmurun rahmeti bir tek sonsuz merhamet sahibi yaratıcının merhameti olabilir, ya Rahman. Tıpkı bir memur gibi yeryüzünü fitne bataklığından uyandıran depremin sahibi, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, ya Subhan! Zikrinle, fikrinle sende kâinata eşlik et ve bu alemi emrine musahhar kılan Rabbine secde ile eğil, eğil ki; yükselişin miraç olsun...
Ve ey gaflet uykusundan sarhoş olan insan; Mühürlenmiş kalpleri çözecek olan tek gerçek bu kudreti görebilmektir. Zaman ve mekân üstü zincirleri çözebilecek olan tabiâtın dilidir. Tabiatın dilinden konuştukça ruh bulur özünü. Öyle olmasaydı toprak barındırır mıydı insan olmanın dozunu... Hayat güneşin Kur'ana sarıl ve onun gözüyle okşa tabiatın yüreğini...
“Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısı ve hesabı bilmeniz için ona(aya) bir takım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binâen yaratmıştır.O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır...”(Yunus Süresi-5)
|Kelam-ı Kibar
(Yazarın diğer yazıları için tıklayınız)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder