YAZSAM ROMAN OLUR AMA OKUMAM
Vee ALLAH (c.c) kağıdın keşfedilmesine izin verir… ELHAMDÜLİLLAH !
Yapılan araştırmalarda M.Ö 2. Yüzyıla ait olduğu tespit edilmiş arkeolaojik kağıt parçaları 13. Yüzyıl Orta Çağ’da nihayet Çin’den Orta Doğu ve Avrupaya yayıldı. Fazlaca vakit kaybedilsede kavuşabilmişiz kağıt denen mucizeye. Üstelik kağıt değil kırtas diye bilmişiz. Merak etmeyin bu sefer sizi kağıtın tarihçesi ile boğmayacağım. Aklımızda bulunmasını istediğim, genel kültürümüze katkıda bulunacağına inandığım, ufak bir bilgi ile sohbetimize başlamak istedim sadece o kadar. Asıl derdim başka.
Vee ALLAH (c.c) kağıdın keşfedilmesine izin verir… ELHAMDÜLİLLAH !
Yapılan araştırmalarda M.Ö 2. Yüzyıla ait olduğu tespit edilmiş arkeolaojik kağıt parçaları 13. Yüzyıl Orta Çağ’da nihayet Çin’den Orta Doğu ve Avrupaya yayıldı. Fazlaca vakit kaybedilsede kavuşabilmişiz kağıt denen mucizeye. Üstelik kağıt değil kırtas diye bilmişiz. Merak etmeyin bu sefer sizi kağıtın tarihçesi ile boğmayacağım. Aklımızda bulunmasını istediğim, genel kültürümüze katkıda bulunacağına inandığım, ufak bir bilgi ile sohbetimize başlamak istedim sadece o kadar. Asıl derdim başka.
1200lü yıllardan itibaren bulunan kağıdın üzerine türlü yazılar yazılmış. Araştırmalar, gözlemler, geziler, şiirler, romanlar, hikayeler, makaleler, biyografiler, koca koca tarihler ve daha neler neler. Yazılmış, çizilmiş ve hatta resmedilmiş. Bu kağıt bize çok şey getirmiş anlayacağımız. Yazılmış yazılmasına da bunca yazılan ne fayda getirmiş işte orası çok su kaldıran bir hamur. Yazının keşfi ile deri parçaları, kemikler, koca kaya parçaları hatta daha estetikleştirilmiş yazı levhaları derken kağıdın doğması ile birlikte KİTAP denilen koca bir dünyanın oluşmasına şahitlik etmiş olan insan nankörlüğün nirvasanına çıkarak ne yazık ki yine kıymet bilememiş. Okuyamama hastalığına tutulan çoğu büyüklerimiz maalesef bu virüsü bizlere de bulaştırmış. Ve bizler de devraldığımız bu hastalığı gelecek nesle aktaracak kadar hastalanmışız. Sui zannıma ara verip, hüsnü zannıma seslenmek istiyorum. “Sevgili hüsnü zannım seni piste davet ediyorum lütfen gelir misin(!)”. Büyüklerimizi bahane ederek okumayışlarımız, gelecekte aynı suçlama ile yargılanacağımızın habercisidir. Bunu aklımızın tam ortasında tutalım. Bizler acizliğimizi hayatımızın her alanına öyle ustaca yaymışız ki günahı olmayan bir kağıt parçasına ama ile başlayan cümleler sıralaya biliriz. Yazsam roman olur dediğimiz acziyetlerimizi sıra okumaya gelince mavi ekran veren beyinlerimiz “bir kendinize gelin artık canım bu ne böyle” serzenişi ile uyanmalı uyanmaz ise çare aramalı ve bulmalıyız. Kaybettiğimiz zamanın telafisi olmayacak. Okumadan geçen her saniyenin ızdırabını misli ile çekeceğimiz bir ahiret yurdu bekliyor bizi. Bunu hepimiz çok iyi biliyor ve maalesef uygulama aşamasına geçemiyoruz. Peki ama neden? Nedenler çok aşikar lakin üstü örtülü ve kimsede o örtüyü kaldırmanın derdinde değil gibi.
Sakın ola bu yazıdan sonra içimizden naralar atıp yarın okuma programı oluşturacağım gibi cümleler kurmayın. Zira bu satırlarla muhatap oluyorsanız okuyucusunuz demektir sözlerim meclisten dışarı. Bizim yapmamız gereken tetikte olup uyuyanları uyandırmak olacaktır. Kendimize çekidüzen vermeden başkasını eleştirme hakkına sahip olmadığımızı da okuyarak öğrendiğimizin kanaatindeyim. (Yine hüsnü zan) . Okumak istediğimiz kitapların listesini yanımızdan hiç ayırmadan okuma sevdamızın virüsünü tüm yüreklere bulaştırmaya ne dersiniz ?
Evvela ilk okunacak olan kainatın kitabı ile birlikte hayatımızda kocaman kütüphaneler kurabileceğiniz kitaplarımız olsun. Okuduklarımızın kıymetini kavrayabilecek aklımız, kavradıklarımızı hayatımıza nakşedebilecek şuurumuz olsun inşallah. “OKU” olan ilk emrin askerleri olalım. Nice okumalarda buluşmalara. Selametle. En güzele emanetsiniz.
Bir Dost...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder