Durgun sular her zaman daha çekici gelmiştir. Göller mesela denizlerden, akarsulardan daha çok içine çeker beni. O kadar büyük bir gücü içinde barındırabilmiş, adeta o gücü ehilleştirmiş olduğunu düşünürüm. Suyun doğası akmaktır. Acaba o boşluk suya ne vaat etti de su o çukurda yaşamayı kabul etti diye dalarım düşüncelere.
İnsan da bazen takılı kalır akan zamanın içinde. Bir boşluğa sığınıp kalmış gibi hisseder. Misyonunu yerine getiremediği düşünerek kendisini yetersiz hisseder. Belki de o vakitte o boşlukta kalıp sabrı öğrenmesi gerekiyordur. Belki de ehilleşmesi, özünü bulması için gereken bir durgunluktur. Bunu fark edemeyecek kadar zamanın akışına kaptırmışız kendimizi. Hatırlamamıza sebep olan bir şey geliyor her daim. Bu bir bebek gibi güzel bir sebep olabileceği gibi hastalık gibi üzücü bir olay da olabiliyor. Sebebin ne olduğundan daha çok bize ne kattığı ile ilgilenmeliyiz. Bu süreçleri en verimli şekilde geçirmek için çabalamalıyız. Büyüyen çocukla tekrar büyümeliyiz. Onun ağır şekilde işleyen yaşantısına ayak uydururken kendi içimize dönmeli kendimizi bu yavaşlığın içinde tedavi etmeliyiz. Geçmişte kalmış acılarımızı onararak şükür ve tövbe merhemini sürerek daha güçlü ilerlemeliyiz geleceğe. Yada hastalığı kurtuluşumuza vesile sayarak sabretmeliyiz. Rabbimizi daha çok anıp dünyaya geliş amaçlarımızı düşünmeliyiz. Başa gelmeden konuşmak kolay haklısınız ama bu yazıları sadece başkaları için değil en çok kendim için kaleme alıyorum. İleride ihtiyaç duyabileceğim o anlar geldiğinde bana yardımcı olsun diye paylaşıyorum.
Hayatın ritmine uyarken kendi doğal ahengimizi bozmadan ilerlemek zor olsa da sağlıklı bir psikoloji için yapmamız gereken bir davranıştır. Dünya bile dönerken günöte noktasında yavaşlayarak yola devam ediyor. Hedefinden sapmıyor görevlerini ihmal etmiyor ama yavaşlıyor. Demek ki o yavaşlama hepimize iyi geliyor. Rabbim bizi kendine daha çok yaklaştıracak güzel sebepli yavaşlamalar nasip etsin.
GÜNEBAKAN
(Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder