Emr-i Bi’l Ma’ruf Nehy-i Anil Münker - Hira Gençliği

HİRA GENÇLİĞİ

Post Top Ad

Responsive Ads Here

29 Mart 2021 Pazartesi

Emr-i Bi’l Ma’ruf Nehy-i Anil Münker


  
EMR-İ Bİ’L MA’RÛF NEHY-İ ANİL MÜNKER

      “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân sûresi, 104)
       Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker dinin temellerindir. Maruf ve münker kavramlarının ne manaya tekabül ettiğini doğru tesbit edebilmek son derece önemli bir meseledir.
Malesef son zamanlarda marufu, doğruluğu evrensel olan yani dünyanın her yerinde herkesin doğru dediği şey,
Münkeri de çirkinliği evrensel olan yani dünyanın her yerinde herkesin çirkin dediği şey demektir diye tarif edenler var. Fakat bu iki kavramın doğru tespit edeilebilmesi için kullanılan bu ölçü son derece yanlış ve tehlikelidir.
Konuyu bir misal üzerinden zikredelim; 
Evrensel bir maruf “ÖZGÜRLÜK”.
       Modern zamanın özgürlük diye bir marufu var. Bütün insanlık özgürlüğü maruf olarak kabul ediyor ve herkes birbirine önemle özgürlüğü telkin ediyor
Peki özgürlük mutlak manada islamiyetin marufu mudur?
Biz biliyoruzki bugün özgürlük adı altında eşcinsellikte meşru sayılıyor, zinada meşru sayılıyor. Eşcinselliğe karşı çıktığınız zaman “kimsenin özgürlüğünü kısıtlayamazsınız” diye bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz, aynı şekilde zinaya da karşı çıktığınız zaman “kimsenin özgürlüğünü kısıtlayamazsınız” diye bir tepkiyle karşılıyorsunuz.
Fakat eşcinselliği de,  zinayı da Allah (cc) yasaklamıştır. Haşa Allah insanların özgürlüğünü mü kısıtlamıştır?! Her ne kadar bugün insanlık eşcinselliği ve zinayı özgürlük olarak telakki etsede, İslamiyet eşcinselliği ve zinayı özgürlük olarak telakki etmiyor. Demekki böyle bir özgürlük anlayışı islamiyetin marufu değil münkeridir ve siz böyle bir özgürlüğü savınduğunuz, emrettiğiniz zaman marufu değil münkeri emretmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla  marufu insanlığın güzel gördüğü münkeride insanlığın çirkin gördüğü şey diye tarif etmek doğru değildir.
Gelelim bu iki kavramın gerçek anlamına;
Maruf, şerîatın emrettiği; münker, şerîatın yasakladığı şey demektir. Başka bir deyimle Kur'an ve sünnete uygun düşen şeye maruf; Allah'ın râzı olmadığı, inkâr edilmiş, haram ve günah olan şeye de münker denilir (Râğıb el-İsfahânı, el-Müfredât, s.505; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 2357-2358; V, 3118).
Maruf, ne salt ahlakçılık demektir, ne de İslâm'ın ana ilkelerinin yerine insan haklarının geçirilmesidir. Maruf, tek kelimeyle İslâm'ın kendisidir. Münker de, aslı itibariyle veya ahlâkı açıdan sadece kötü şeyler değil, tam anlamıyla İslâm'ın yasakladığı her şeydir. Yeryüzünün değişik yerlerinde, değişik rejimlerde ve şartlarda yasayan müslümanlar için değişmeyen ölçü budur.(Sorularla İslamiyet)
Maruf ve münker kavramının ne manaya tekabül ettiğini doğru tesbit ettikten sonra hayatınızın merkezine almalısınız ki Allah katında imanınızın bir değeri olsun Çünkü Allahı teala bizim hayırlı bir kul oluşumuzuda hayırlı bir ümmet oluşumuzuda Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker misyonunu devrede tutmamıza bağlıyor.
   “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz.” (Âl-i İmrân sûresi, 110)
     Demek ki bu ümmetin insanlığa dönük Emr-i bi’l ma’rûf nehy-i anil münker diye bir vazifesi var. 
      “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. (Âl-i İmran suresi, 104)
 Bu vazifeyi yerine getirmediğimiz zaman çok ciddi tehditler ve cezalarla karşı karşıya kalıyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şu buyruğu bu cezanın ne dercede dehşetli olduğunu ortaya koymaktadır: "Bana hayat bahşeden Allah'a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez" (Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388). 
Yine bu hususla alakalı pek çok hadisi şerif ve ayet vardır biz bir tanesini daha zikretmekle iktifa edelim.      
    İbni Mesud radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
       “İsrailoğulları arasında dinden sapma, ilk defa şöyle başladı:

Bir adam bir başka adama rastlar ve:

Bana baksana! Allah’dan kork ve yapmakta olduğun şeyi terket. Çünkü bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün, aynı işi yaparken o adamla tekrar karşılaşır ve kendisini yaptığı kötü işten nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi. Onlar böyle yapınca Allah Teâlâ kalblerini birbirine benzetti. Sonra Resûl-i Ekrem şu âyeti okudu:

“İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud’un ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, baş kaldırmaları ve aşırı gitmeleriydi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi! Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlara âhiret hayatı için hazırladığı şeyler ne kötüdür! Allah onlara gazab etmiştir, onlar azab içinde temelli kalacaklardır. Eğer Allah’a Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir” [Mâide sûresi (5), 77-81].

Hz. Peygamber bu âyetleri okuduktan sonra şöyle buyurdu:

“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalblerinizi birbirine benzetir, sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Tefsîru sûre (5), 6, 7)
           İsrâiloğulları’nın lânetlenme sebebi, Allah’a isyan etmeleri ve haddi aşmalarının yanı sıra
içlerinde gücü yetenler iyiliği emir, kötülükten nehiy görevini yapmıyorlardı.
HafazanAllah bu görevimizi yerine getirmediğimiz zaman yahudilerin akıbeti bizi bekliyor olucak. Dolayısıyla ne yapıp edip, Emr-i bi’l maruf nehy-i anil münker misyonunu devrede tutacağız. Başka kurtuluş yolumuz yok.

     

MÜSEMMA


(Yazarın diğer yazıları için tıklayınız)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder