Nor(MAL)LEŞ-me !
Toprağa düşen tohum ve kar taneleri, sabırla bekler yerin altında. Tohum, karla mayalanır ve toprağın rahminden “hayat” doğar. Toprak berekettir; bir düşen bin doğar. Kadın da; toprak gibi bereket, güneş gibi rahmettir. Çocuk, Hanne’nin kucağında ki Hazreti Meryem gibi büyür. Sonra da Meryem, Hanne’ye “halef “olur. Ne mücadelesi ne de hasmı biter Meryem’in… diyor yüreği kalem olmuş üstad, bir kitabında. İçime dokunuyor satırlar ve sonra düşünce filmi başlıyor beynimin en büyük salonunda. Vay be! Diyorum kendi kendime “kadın” evet bizler! Kibir tam saracak iken duman gibi dört bir yanımı başka bir sahne oynamaya başlıyor perdede .…
Bu sefer şeytanın piyonlarından biri sesleniyordu kendi gibilere. Müslümanlar ile hristiyanlar artık bir görünüyor kılık kıyafette, bizden olanlar “ haç” taksınlar belli etsinler kendilerini diyordu. Utanıyorum , uyuşuyorum … Az evvel vay be naraları atan bendim oysa kadındım ben, her şeydim güya. Evvela piyon için avuç dolusu ateşi bol olsun dileklerimi sunarken Mevla’ya sonrasında kendime dönüp bir baktım. Ben nasıldım, biz nasıldık. Öyle ya bizlerin arasından ayıklanmaya çalışılıyordu hristiyan topluluk. Onlar bize değil biz onlara benziyorduk artık. Biz ! Belki sen, belki ben, belki de kardeşimiz, kuzenimiz, teyzemiz, halamız… Hazreti Meryem, Hazreti Asiye, Hazreti Hatice, Hazreti Aişe bizleri görseydiler ne derdik onlara ? Yüzlerine bakabilir miydik? Onların hayatlarından bile söz etmeye haya ederken, elin gavuru kendi dininin derdine düşmüşken ve lakin bizde bu rahatlık, bu özenti, bu açgözlülük ipini koparmış koşarken, ağzımızı açıp tek bir kelime edebilir miydik ? Yukarıda tanımı yapılan onlar, forsunu atan bizler. Nerden nereye… Haklımıydı piyon ? Bu kadar mı bir olmuştuk, bu kadar mı sağır, kör olmuştuk hadislere, ayetlere, güzelliklere… “Kim bir kavme benzerse o, onlardandır.” buyurdu Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem). Ne ara unuttuk, ya da hiç mi duymadık ? Neyi eksik buldukta tamamlamaya çalıştık. Neye, kime benzeme yarışına girdik. Niye ? Fazla mı geldi bu kadar güzel emanet (!) En güzelini bıraktılar bizlere oysa isimleri nur kendileri rahmet annelerimiz. Ne ağır geldi bizlere bu kadar da taşıyamadık. Dürüst olalım biraz düşünelim hadi, alalım başımızı iki elimizin arasına biraz olsun ALLAH için düşünelim. Soralım kendimize, hani şu durumlara hikayelere şuraya buraya koyup efekti için harcanan süresin yarısı kadar bile manası üzerine düşünülmeyen soruyu. Fe eyne tezhebün (!)?
Soru yağmuru devam etsin sağnak sağnak yağsın üzerimize. Dünya da benzediklerinle, benzemeye çalıştıklarınla, ahrette de sonunu aynı yaptım dese Mevla ! Sen dünyayı onlarla yaşamak istedin bende seni ahirette onlarla bir eyledim dese… Bir an düşünelim yahu çok bir şey değil bir dakika kadar düşünsek yeter. Nasıl ? Işık tutulmuş tavşan gibi olduk mu? Ürperdik mi ? Yoksa o bile nor-MAL-leşti mi ? Henüz o kadar olmadık inşallah. Umut ve korku arası hala var hüsnü zannımız. Lakin biz yine de abartıp rahatlamayalım. Sıksın o ellerimiz başımızı, alan daralsın. Gevşekliğe yer kalmasın. Ben durayım ama siz sormaya devam edin. Her saat, her saniye bizleri ilmek ilmek işleyen ve yönlendiren, zamanın müşrikleri olan batılılara tam bir teslimiyetle, üstelik hadislerin, ayetlerin uyarmalarına aldırış etmeden kapılmış gidiyoruz. Hatta bu dış görünüş ile kalmayıp düşünce yönü ile de benziyoruz.
Uyanalım artık silkelenip üstümüzde bulunan ölü toprağını atalım. Piyonların dilinden kurtulalım. Rahmet annelerimize layık evlatlar olmaya çalışalım. Yutkunalım, temizleyelim boğazımızı yediğimiz bunca hakareti sindirmeye çalışalım, yapabilirsek tabi ve lakin gerçekten istiyorsak. Yutkunacak haddi kendimizde bulabiliyorsak. Aksi halde, görene görene, ışıktan köre ne (!)
Bir Dost…

Allah razı olsun. ♥️
YanıtlaSil