Gerçek Zenginlik
İnsan doyumsuz bir
varlıktır. En iyi arabalara binmeyi, en güzel yemekleri yemeyi, en lüks evlerde
oturmayı, ister durur. Sonunu düşünmez, sadece parası olunca gerçekten her
şeyin daha harika olacağını düşünür. İnsana bunları düşündüren nedir? Beynimize
girdi sağlayan bütün alanların (TV, Sosyal medya, Arkadaş ortamı, Aile ortamı,
İş yeri vs) zengin olmanın, çok büyük bir avantaj olduğunu o kadar çok
vurgulaması mı? Yoksa artık hepimiz için paranın, diğer bütün hasletlerden daha
önemli hale gelmesi mi? Yani söylemek istediğim tam olarak şu; günümüzde
yapılan ahlaksızlıklar bile yeterli
miktarda para verilince göze görünmeyebiliyor. Ya da normal şartlarda
oturup konuşmayacağımız insanlara sırf parası var diye saygı gösterebiliyoruz.
Bu gerçekten su götürmez bir gerçek. Artık, insanlara verdiğimiz değeri onların
ahlakları değil; meslekleri, künyeleri yani kısaca paralarının miktarı
belirliyor. Bunun doğal sonucu olarak; yeni nesil kısa yoldan nasıl para
kazanırım düşüncesine kapılıyor. Çünkü parası olursa daha fazla değer
göreceğini, yaptığı hatalara bile daha çok göz yumulacağını düşünüyor. Öyle
olmasa kripto paraların peşinde koşarlar mı? Ponzi sisteminin öne sürdüğü; sanki
ortada gerçekten çok değerli bir ürün varmış gibi gösteren dolandırıcıların
tuzağına bu kadar kolay düşerler mi? Çünkü kolay yoldan kabul görmek istiyor.
Emek sarf etmeden var olmak istiyor. Biz böyle değildik. Bizim destanlarımızda;
bir çocuğun ismi, yaptığı kahramanlıktan sonra verilir. Şimdi sosyal medya
fenomeni olmak diye ideali olan bir gençliğimiz var. Bir de şükür etmeyi
cahillik olarak niteleyen, sürekli şikayet dilini şiar edinmiş, orta yaş
gurubumuz var. Bu şikayetlerle büyüyen bir nesil var.
Peki bu şikayet ne
zaman biter? Gerçek zenginliğin paranın miktarında değil, bereketinde olduğunu
anladığımızda biter. Elimizdekini paylaşmayı öğrendiğimizde biter. Gelecek
korkusuyla faizli borçların boyunduruğuna girmeyi bıraktığımızda biter. Allah’a
güvenmeyi ve onun El-Vehhab (karşılıksız nimetler veren), Er-Rezzak
(yarattıklarının rızkını veren), El-Basıt (istediğine bolluk veren), El-Latif
(lütfu ve ikramı çok olan), El-Mukit (kullarını maddi manevi besleyen),
El-Kerim (çok ikram eden), olduğuna iman ettiğimizde biter.
Bizi en iyi bilen
Allah (C.C) aslında bunun reçetesini Nisa Suresi 32. Ayette vermiş: “Allah’ın
sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de
kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var.
Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.”
İşte elindekiyle
yetinmemenin sebebi her şeyin temelinde olan kıskançlık duygusu çıktı. Evet
kendimizi başkalarıyla kıyasladığımız için elimizde var olan nimetlerden
habersiz bir hayat sürüyoruz. Eksiklerimize o kadar adapte olduk ki;
fazlalıklarımızı fark edemeden bu dünyadan göçüp gidiyoruz. Misal; bu yazıyı
okuyabilen bir insan, gözlerinin varlığından haberdar mıdır? Yazıyı yazan kişi
beyninden ve ellerinden ne kadar haberdarsa o kadar haberdardır. Yani varlığına
alıştığımız her şey aslında çok büyük ikram çok büyük lütufdur. Var edene
binlerce şükür. Rabbim bu mübarek günde her birimize hayırlı, helal rızık
versin. Verdiklerine de gönlümüzü razı eylesin.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder